İngilizce Öğreneceklere Tavsiyeler

İş İngilizcesi Rehberi

Eskiden evlerimizden eksik etmediğimiz, Google yokken kendilerine danıştığımız dev Britannica serileri tadında dev bir rehber hazırladım size. Konumuz İŞ İNGİLİZCESİ. Buyurun başlayalım.

İngilizce, günümüzde özellikle de 20. yüzyıl başlarından beri dünyaya hakim dil olarak varlığını sürdürüyor ve bu hükümdarlığı da gitgide güçleniyor. Dünyadaki uluslararası ilişkilerin gelişmesi, uluslararası ticaretin güçlenmesi de ortak bir dil kullanılmasını neredeyse zorunlu hale getirmiştir. Bu durumda da ortak dil olarak kullanılacak dil de haliyle, ekonomik ya da siyasi olarak güçlü olan ülkenin dili olacaktır. Şu an içinde bulunduğumuz konjonktürde de ortak dilimiz, yani lingua franca “İngilizce”. Yani İngilizce ile tüm dünyada anlaşabilir, iş yapabilir, eğitim alabilir ya da geçinebilirsiniz.

Zira konu özellikle iş yapmaya gelince, ki bu kelimeden hemen hemen her iş alanını anlayabilirsiniz, İş İngilizcesi ortaya çıkıyor. İş İngilizcesi ya da Business English, yükselen iş dünyasında rahatlıkla iletişim kurabilmek ihtiyaç duyabileceğiniz İngilizce dili becerilerini kapsıyor. Business English ya da İş İngilizcesinin kapsadığı içerik ise geniş bir alana hitap eden bir şemsiye terim aslında.

İngilizce öğrenmek, yanlış deneyimler, kötü tercihler gibi sebepler yüzünden, başlı başına sizi endişelere sürükleyen bir süreç halini almışken, bir de “Business English” yani İş İngilizcesi dediğimiz kısım bünyenizde sarsıntı, kafanızda soru işaretleri bırakıyor, biliyoruz.

Fakat işin güzel yanı, İş İngilizcesinin tam olarak ne demek olduğunu ve aynı zamanda da aslında altından kolayca kalkabileceğiniz bir şey olduğunu size ispatlarıyla sunacağız.

İngilizce İş Görüşmesi

İş İngilizcesi öğrenmek herkes için farklı alana hitap eden bir süreç ve öğrenme amaçları da bu doğrultuda değişebilmekte. Fakat genel olarak İş İngilizcesi ya da “Business English” dediğimizde, kişilerin çalıştıkları alanda kullanmak üzere öğrenmeye çalıştıkları terimsel İngilizceyi anlayabiliriz.

Her şey iyi güzel de İş İngilizcesi söz konusu olduğunda, tam olarak neleri kapsadığını anlamalıyız?

Bu işlerin uzmanı olan “The Oxford Business English Dictionary”ye sorduğumuzda ise kendilerine göre bu alanları; “muhasebe, ticaret, e-ticaret, iktisat, finans, insan kaynakları, sigorta, IT, hukuk, imalat, pazarlama, üretim, emlak, borsa, uluslararası ticaret, taşımacılık ve nakliye” olarak sıralayabiliriz.

Peki, genel İngilizceye dahil olmayan her şeyi, İş İngilizcesi bünyesinde gibi düşünebilir miyiz? Elbette hayır. Bunun için bir başka terim mevcut aslında; yani genel İngilizceye dahil edemediğimiz öğrenme çeşidine ESP (English for Specific Purposes) yani Özel Amaçlarla İngilizce diyebiliriz. Bu terim tam bir hayat kurtarıcı zira İş İngilizcesinin tüm kollarını, aklınıza gelebilecek her iş alanını, akademik amaçlarla öğrenilen İngilizceyi bu kategoriye rahatlıkla dahil edebiliriz.

İş İngilizcesi kurslarında en önemli beceriler hangileri sorusu ise akılları kurcalayan önemli konulardan birisi çünkü herkes işini iyi yapmak ister ve işini iyi yapmasına yardımcı olacak İngilizceyi en iyi şekilde öğrenmek ister. Örnek verecek olursak; mülakatlar, e-mail yazmak, raporlama yapmak, sunum hazırlamak ve yapmak, anlaşma yapmak, telefonla konuşmak, toplantılarda aktif olarak katılımcı ya da konuşmacı olarak yer almak, telefon konferanslarında yer almak, ziyaretçi kabulü iş İngilizcesinin kapsamına giren becerilerden sadece birkaçı.

1. E-mail Yazmak (Writing E-mails)

İş dünyasının vazgeçilmezlerinden biri de şüphesiz yazışmalardır. Zira iş yerinizde “Özlem Hanım raporları cuma akşamına kadar teslim etmiş olurum.” dediğinizde, Özlem Hanımın “Tamam canım, Cuma teslim edeceğine dair bir mail de atar mısın?” dediğini duyar gibiyiz. Sümerler sayesinde, sözün uçtuğu, yazının kaldığı bir dünyadayız. Haliyle mailleşme trafiğiniz bu ve benzer durumlarda çokça artacak, teknolojiyi suyunu çıkarana kadar kullanmanız gerekecektir. Uluslararası bir dünyada yaşadığımızı da düşünürsek, yazışmalarınızın çoğunu çalıştığınız şirkete bağlı olarak İngilizce yapmanız gerekeceğinden ve bu işin de bir adabı olduğundan, iş dünyasında İngilizce mail nasıl yazılır bilmek zorundasınız. Bu alan yazılacağınız kursta size öğretilecek ilk konulardan biri olacak unutmayın.

2. Rapor Hazırlamak (Report)

Sadece mail yazarak çalışabileceğiniz bir iş bulursanız bize de haber verin. Sizden rapor hazırlamanızı istemeleri an meselesi, unutmayın. İngilizce hazırlayacağınız raporlarda nelere dikkat etmelisiniz, bu raporları alt başlıklara nasıl ayırmalısınız, haliyle excel kullanırken verilerinizi nasıl hazırlamalısınız, hata yapmaktan nasıl kaçınmalısınız ve daha niceleri bu konunun kapsamına giriyor işte.

3. Sunum Hazırlamak ve Sunum Yapmak (Making presentation)

Çalıştığınız şirketi, iş kolunu, hazırladığınız raporları ya da reklamları sunmanın zamanı gelmedi mi? Müşteri kazanmak, günün sonunda iş yerinizdeki telefonun çalmasını sağlamak ya da patronunuzun yüzünü güldürmek sizin yapacağınız sunumlara bağlı. İngilizce sunum yapmak, neredeyse tüm dil becerilerini bir arada kullanmanızı gerektirecek. Sunum öncesi konu hakkında okuma ve araştırma yapmak için okuma ve anlama becerinizi, sonrasında araştırmalarınızı aktarmak için yazma becerinizi ve en son hazırladığınız sunuyu sunmanız için de konuşma ve hatta ileri düzey düşünürsek ikna becerinizi (İngilizcede persuasive language kavramı tam da bununla ilgili) kullanmanız gerekecek. Dolayısıyla sunum yapmak da göz ardı edemeyeceğiniz konulardan biri.

4. Anlaşmaya Varmak (Doing Negotiations)

İş alanınız ne olursa olsun eninde sonunda konuyla ilgili birileriyle anlaşmaya varmanız gerekeceğini unutmayın. Burada da kullanacağınız kalıplar, formal-informal language ayrımı, cümle yapıları yine İş İngilizcesi içine dahil edebileceğimiz konulardan biri.

5. Telefonla Konuşmak (Using Telephone)

Telefonda İngilizce konuşurken telefonu “It is” kullanmak yerine “I am” diye açan gözler gördü bu gözler sevgili okur. Bu sebeple İngilizce telefonla konuşmak başlı başına apayrı bir dünya iken, bunu bir de iş dünyasına uyarlarsak öğrenecek çok şeyiniz, çalışacak çok konunuz var demektir. Kalıplar, resmi-gayri resmi ayrımı, telefonla konuşma adabı ve gramer kuralları, telaffuz gibi pek çok nokta var üzerine eğilmeniz gereken.

6. Toplantılara ya da Telefon Konferanslarına Katılmak (Attending and participating actively in meetings or telephone conferences)

Oturmaya mı geldik? Biraz da iş zamanı. Toplantılar, konferans görüşmeleri de iş dünyasının olmazsa olmazlarından. Toplantılarda ya da konferanslarda ister katılımcı ister konuşmacı olarak yer alın, bu işin de bir jargonu olduğunu unutmayın. Hem nasıl aktif dinleyici olunur, hem de size söz verildiğinde nasıl (hem dil bilgisi anlamında hem de ne, nerede, kiminle nasıl söylenir anlamında) konuşulur bunlara hakim olmalısınız.

7. Ziyaretçi Kabulü (Receiving Visitors)

İşiniz gereği bazen yurt dışından misafirler ağırlamanız, kabul etmeniz, onlara iş yerinizi, rakip iş yerlerini ve hatta şehri gezdirmeniz gerekebilir. Bu gibi durumlarda ihtiyacınız olan İngilizceyi size sunabilecek kurslarla anlaşmalısınız.

8. İş Mülakatları (Job Interviews)

Konuyu bir de iş veren ya da iş arayan açısından ele alırsak, mülakat süreçlerinin de İş İngilizcesi kapsamına girdiğini gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Çünkü ister iş arayan ister iş veren olun, mülakatlar da iş dünyasında apayrı bir mevzu. Bu konuya da Business English derslerinde değinildiğini belirtmek isteriz.

Genel İngilizce ile karşılaştırdığımızda özellikle belirli konulara yöneldiği ve iş dünyasında ihtiyaç duyabileceğiniz alanlardan bahsettiği için oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Genel İngilizceden bahsediyorsak, 4 temel beceri de öğretilmeye çalışılmakta (okuma, yazma, dinleme, konuşma) ve bunları tüm detaylarıyla öğrenmeniz beklenmekte. Fakat bu yazdığımızdan yola çıkarak, İş İngilizcesinin daha kolay olduğu sonucunu çıkarmadığınızı umuyoruz. Sadece farklı amaçlara hizmet ettiklerini bilmeniz gerek.

İş İngilizcesi kursları oldukça detaylı planlanmalı, programlar öğrencinin tam olarak amaç ve hedeflerine uygun olmalıdır. Genellikle Business English programlarının ücretleri, personelinin bu eğitimi almasını isteyen şirketler tarafından ödenmekte ve bu yüzden iş verenler kurs alanların tam olarak öğrenmesini beklemekte. Kurs alanlar ise bu noktada vakitlerinin değerli olduğunu düşünüp, kursun öncesinde seviyelerini tanımaya yönelik etkinliklerden ya da genel bir tekrar amaçlı olan girişlerden kaçınmakta. Oysa eğitim başlamadan önce eğitmenlerle bu gibi konular net olarak konuşulmalı ve beklentiler belirtilmeli. Yoksa sonucun hüsran olacağını görmek çok da zor değil.

Gördüğünüz gibi birkaç örnek üzerinden gittiğimizde bile İş İngilizcesi konusunun azımsanmayacak pek çok detay içerdiğini, içine girdiğinizde ise bir derya denizle karşılaşacağınızı unutmayın.

Biz de işinizi kolaylaştırmak, merak ettiklerinizle ilgili size bir yol haritası çizmek istedik. Bu minik özet girişten sonra gelin şu meşhur Business English dünyasında kaybolalım.

Yukarıda belirttiğimiz kavramları biraz daha açarak işe başlamak istiyoruz.

İngilizce İş Hayatında Telefon ile Görüşme

1. Meetings (Toplantılar)

a. Telekonferans İngilizcesi: Online toplantılarda yer almak: 21. yy. iş dünyasında telefon ve bilgisayarların ne kadar önemli olduğunu söylememize bile gerek yok. Bu ikisinin olmadığı bir iş hayatı hayal edebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle cevabınız hayır. İş hayatınızdaki çoğu görüşmeyi teknoloji vasıtasıyla yapıyorsunuz ve günümüzde görüşeceğiniz kişilerle yüz yüze değil, sanal dünyada görüşüyorsunuz.

Buraya kadar her şey güzelken, telekonferanslarda karşınızdakiler sizi görmediği için kendinizi duyurma olasılığınız gittikçe düşecek, unutmayın. Normalde yani yüz yüze olan toplantılarda konuşmak istediğinizde elinizi kaldırabiliyorken örneğin, telekonferansta böyle bir şansınız bulunmuyor ve bu yüzden konuşmaya girmek için sözlü yollar bulmanız gerekiyor. Pek çok durumda bu aynı zamanda önce kendinizi tanıtmanız (burada kastımız uzun uzun hayat hikayenizi anlatmanız değil elbette; kim olduğunuzu ve pozisyonunuzu hatırlatmanız yeterli) gerektiği anlamına da geliyor.

İngilizce bir online toplantıda konuştuğunuz konu hakkında oldukça net ve açık olmalısınız. Bu da konuşmada daha önce bahsedilmiş bir konuya geri dönmenizi gerektirebilir bazen. Bunun dışında kiminle konuştuğunuzu da belirtmelisiniz ki söyledikleriniz ortaya karışık algılanmasın. Bu noktada da hitap şekilleri çok önemli.

Son olarak teknolojiye çok da güven olmadığından teknik sorunlardan dolayı özür dileyebiliyor da olmalısınız.

b. Telekonferans İngilizcesi: Online toplantıları yönetmek: Günümüz teknolojisi sayesinde, insanlar bir toplantı yapabilmek için insanlar aynı odada yer almak zorunda değil. Artık dünyanın her yerinden insanlarla telefon ya da Skype gibi sohbet uygulamaları sayesinde iletişim kurabiliyoruz. Harika değil mi? Tabii bu durum iş toplantılarında bazen kabus dolu anlar yaşanmasına da sebep olabiliyor. Bazen kimin konuştuğu belli olmuyor, bazen teknolojik sorunlar yaşanabiliyor bazen de insanlar kimsenin haberi olmadan toplantıdan çıkıp toplantıya girebiliyor.

İyi bir konferans görüşmesi iyi bir konferans yöneticisine ihtiyaç duyar. Bu yüzden de birinin konferansı yönetmesi, herkesin toplantıda kimler olduğunu bilmesini sağlaması ve herkese eşit konuşma şansı tanıması gerekiyor. Zira telekonferanslarda kendini sessizliğe gömüp, konuşmadığı fark bile edilmeyen katılımcılara sık rastlanmakta.

Yukarda da belirttiğimiz gibi teknik sorunlar da telekonferans toplantılarını çekilmez hale getirebilmekte. Böyle zamanlarda toplantı yöneticileri teknik sorunu çözmesini toplantıda yer alan başka birinden rica edebilir ve böylece asıl görevi olan toplantıyı en iyi şekilde idare etmeye odaklanabilir.

Geç katılımcılar da her şirketin olmazsa olmazıdır. Telekonferansa sonradan katılanları da konuşmaya dahil edebilmek oldukça önemli, konferans yöneticisinin bir diğer görevi de sonradan görüşmeye dahil olan katılımcıları da konuşmalara entegre edebilmek ve onları da fikirlerini belirtmeleri için cesaretlendirmek.

c. Proje Tanıtım İngilizcesi, Kurum içi Bilgi alma ve Bilgi Verme Toplantıları: Proje yönetimi bazen oldukça can sıkıcı bir iş haline gelebilmekte. Plan yapabilirsiniz ama ortaya çıkabilecek her aksamayı, problemi önceden tahmin etmeniz çok da mümkün değil. Bu yüzden her projede, özellikle de aktif devam eden projelerde devam eden bir öğrenme süreci vardır ve siz bu süreç içerisinde bazı detayları değiştirip mükemmel hale getirmeye çalışırsınız. Bunun için de en iyi yollardan biri kurum içinde beraber çalıştığınız iş arkadaşlarınızla ara ara toplantılar yapıp, onlara süreç hakkında bilgi vermek ve onların da fikirlerini almak, yani aslında beyin fırtınası yapmaktır. Mükemmele ulaşmanın yolunun buradan geçtiğini söyleyebiliriz.

Proje tanıtım toplantıları genellikle proje hedeflerinden kısaca bahsederek ve bu hedefleri hatırlayarak başlar. Öncelikle geriye dönüp hangi hedefleri koyduğunuza bakmalı ve daha sonra elde ettiğiniz başarılardan bahsetmelisiniz. İşin içinde bolca konuşma var değil mi? Sonrasında yapılan hatalardan ve bunları gelecekte tekrarlamamak için yapmanız gereken değişikliklerden bahsedebilir ve son olarak öğrendiğiniz her şeyi özetleyebilirsiniz. İşin özü, bir sonraki çalışmada her şeyi daha iyi yapacağınızı belirtmelisiniz.

d. İngilizcede Fikirleri İfade Etmek: Herkesin birbiriyle anlaşmazlık yaşadığı bir toplantıda olduğunuzu hayal edin. Tansiyonlar yükselmiş, sinirler gerilmiş, ortam tam bir kaos. O sırada patronunuz size dönüyor ve “Eee sen ne düşünüyorsun” diye soruyor. Fakat bunu sorarken sizin o sırada tüm hayatınız gözünüzün önünden geçiyor.

Bunun olmaması için sizin İngilizce fikir beyan etmenin tüm inceliklerini bilmeniz gerekiyor elbette. Fakat fikir beyan etmek, kendini ifade etmek her zaman kolay olmuyor biliyoruz. Söylemek istediğiniz şeyi, doğru şekilde söylemelisiniz.

Doğru şeklin ne olduğunun ise bazen değişiklik gösterebileceğini bilmenizi isteriz. Bundan beş on yıl öncesine kadar, iş toplantıları son derece resmi iken, günümüzde bu algının yavaş yavaş yıkıldığını görmekteyiz. Bu pek çok sektör için geçerli. Bu da fikrinizi İngilizce ifade ederken de pek çok değişiklik yapmanız gerektiği anlamına geliyor. Bu gibi konuşmalarda bazen daha ihtiyatlı davranmamız gerekirken, bazen de direkt olarak görüşümüzü söylememizde bir sakınca olmamakta.

Resmi olmamızı gerektirecek herhangi bir durum söz konusu değilse, genelde daha direkt davranırız ve tam olarak ne düşünüyorsak ifade ederiz. Fakat eğer ihtiyatlı davranmanızı gerektirecek bir durum söz konusu ise ve resmi bir ortamda iseniz, fikirlerimizi yumuşatmak için kelimeler ya da ifadeler eklememiz gerekebilir. Mesela “must” ya da “should” yerine “might” ya da “could” kullanabiliriz. Böylece patavatsız görünmekten de sıyrılmış oluruz.

e. Karar alınacak toplantılara başkanlık etmek: İş dünyasında sık karşılaşılan konulardan biri de karar verileceği zaman bunu bir toplantı eşliğinde gerçekleştirmek. Eğer bu tür bir toplantıya önderlik ediyorsanız toplantı boyunca yaşayacağınız zorluklara hazırlıklı olmalısınız.

Anlattığımız tüm durumlarda süreci İngilizce yaşayacağınızı varsaydığımızı unutmamalısınız. Anadilde bile belirli becerileri gerektiren bu gibi durumlar, yabancı dilde sizi ne kadar zorlayacaktır tahmin edebiliyoruz.

Zorluklardan söz etmişken, ilk olarak insanlar olayları kişisel algılayıp birbirlerine karşı sözlü saldırıya geçebilirler. Böyle toplantılara liderlik ediyorsanız, insanların görüşleri kişisel algılamamalarını, sadece fikirlerin paylaşıldığını hatırlamalarını sağlamalısınız. Toplantıda insanları birbirlerini dinlemeleri, biri konuşurken lafını kesmemeleri ve tüm katılımcıların kendilerine saygı duyulduğunu ve dinlendiklerini hissettiklerini sağlamalısınız. Ne zamanki katılımcılar kendilerine şahsi olarak saldırıda bulunulduğunu hissederse daha fazla konuşmak istemeyeceklerdir.

Bir başka önüne geçmenizi gerektirecek nokta da, konu dışı konuşmalar. İnsanlar bunu istem dışı yaparlar ve söylenen bir şey onlara başka bir şeyi çağrıştırır ve konuşmaya başlarlar. Konudan epey uzaklaşılır ve sizin burada rolünüz konuşmayı asıl konuya kibarca ve doğru zamanda geri döndürmektir. Burada kullanacağınız İngilizce kesinlikle informal yani gayri resmi olmamalı ve mutlaka karşınızdakinin söylediklerine de değer verdiğini belli etmelisiniz.

Bu tür toplantılarda “groupthinhk” denilen yöntem çok kullanılacağından, bu konuyla ilgili İngilizceye de hakim olmalısınız. Burada karışıklığın ve vakit kaybının önüne geçmek adına kişilere belirli bir süre verip, düşüncelerini önce kağıda yazmalarını, sonra kağıttaki fikirlerini kullanarak bir beyin fırtınası yapmalarını isteyebilirsiniz. Neticede bu aşamada da kullanacağınız kalıplar oldukça önemli ki, tuhaf bir pozisyonda kalmayın.

f. Bir Sorun İçin Çözüm Üretirken Kullanılacak İngilizce: Ortada bir sorun varsa, şirketinizde bu soruna çözüm bulmak için, iş arkadaşlarınızla ya da patronunuzla kafa kafaya vermeniz gerekecektir. Bu da en mükemmeli olmasa bile şartlara en uygun ve en iyi çözümü bulmanız gerektiği anlamına gelecektir. Bu yüzden insanların fikirlerine tam olarak ne derecede katıldığınızı söylemeyi bilmenizi gerektiriyor (strongly agree ya da I agree somehow… gibi).

Bu tür bir toplantıya önderlik ediyorsanız, her gelen fikre tepki vermeli, hatta en iyisi olduğunu düşündüğünüz fikirleri belirtmelisiniz. Sizin çok parlak bir çözüm öneriniz olsa bile insanları fikirlerini söylemeleri konusunda teşvik etmelisiniz.

Elbette birileri fikir öneriyor diye bunun iyi bir fikir olması gerekmez. İngilizcede bilmeniz gereken bir başka beceri de dikkatli ve kibar bir şekilde bir fikre katılmadığını söylemek. Böylece insanları üzmemiş ya da germemiş olursunuz. Ayrıca bir fikri reddediyorsanız sorunu çözmenin alternatif bir yolunu da kibarca önerebilirsiniz. Bunlar bir soruna çözüm ararken bilmeniz gereken becerilerden bazıları.

g. Günlük Kısa Toplantılar: Bu tür toplantılara İş İngilizcesinde “Scrum Stand-up Meetings” diyoruz ve özellikle sürekli güncelleme isteyen işlerde personel sıkça toplanır ve güncel durum hakkında bilgi alışverişi yapar, tartışır ve işin son durumu netleşir. Çalışanlar tarafından da oldukça sevilen bu tür toplantılar da belirli İngilizce kalıpları gerektirmekte elbette.

Başarılı bir kısa toplantıda tüm güncellemeler en fazla 15 dakika civarı sürmekte ve bu yüzden toplantı yöneticisi herkesin odaklanmasını sağlamakla yükümlü olmakta. Konu ile alakasız en küçük bir konuşma hemen geçiştirilmeli ve herkesin sadece üç soruya cevap vermesi beklenmeli. Peki nedir bu üç soru?

İlk olarak çalıştığınız iş üzerine kısa bir rapor vermelisiniz. Yani bir önceki gün ne kadar iş yaptınız ve neleri tamamladınız.

İkinci olarak toplantı günü ya da bir sonraki gün ne kadar iş yapmayı ya da tam olarak ne üzerine devam etmeyi düşünüyorsunuz, bunu belirtmeniz gerekir.

Son olarak da söz konusu proje üzerine çalışırken ne gibi bir zorluk ya da problem yaşıyorsunuz ya da yaşadınız, bundan söz etmeniz beklenir.

Hem kısa süreli hem de diğerlerine nispeten daha az ast üst ilişkisi barındıran bu toplantılarda bir miktar daha informal konuşmalar gerçekleşebilmektedir.

h. Müşteriye İş/Proje Teslimi: Yine oldukça sık karşılaşılan konulardan biri. Müşteri ile iletişiminiz, resmi-gayri resmi İngilizce kullanmanız ve hatta beden diliniz öyle önemli ki… Burada asıl olan, işinizi müşteriye öylece teslim etmemeniz. Ayrıca müşteriye bunun tamamlanmış iş değil, geri bildirimleri ile güncellenebilecek bir iş olduğunu hissettirmeli, söylemelisiniz. Böylece esneklik payı bırakmış olacak ve müşterilerinizin işi beğenmeme ihtimalini de göz ardı etmemiş olacaksınız. Burada elbette resmi bir İngilizce tercih edilecek, müşteriye istek ve ihtiyaçlarının değişmesi durumunda işin de değişebileceğinin garantisini verecek ve onları ikna edecek bir yabancı dil kullanacaksınız.

i. Proje ya da İş İçin Yapılacak İlk Toplantı: Konunun öneminin farkındayız ve dikkatlice okuduğunuzu biliyoruz. Çünkü müşteriyi ilk adımda kaybetmeyi kimse istemez. Özellikle kullanacağınız İngilizce son derece önemli. Bir çok durumda, toplantıda, iş ya da projede yaşanabilecek aksilikleri de söylemeniz güzel bir izlenim verecektir. Açık olmak adına tarihler ve bütçeyi etkileyebilecek tüm olasılıkları kendilerine iletmelisiniz.

Bunun dışında, müşterinize sunum yaparken kendinizi onların çok da anlamayabileceği kadar teknik terim kullanırken bulabilirsiniz. Müşterinizin sizi daha iyi anlaması için cümlelerinizi değiştirip basitleştirerek kurmanız gerekecek.

Elbette toplantı boyunca ya da uzunca bir süre olası sorunlardan konuşmak kimsenin hoşuna gitmez. Bu sebeple de bir süre sonra sorunlar dışında başka konulara odaklanmalı, örneğin proje için müşteriden önemli olabilecek bilgileri alabilirsiniz. Bu size hem iş sürecinde yardımcı olacak hem de müşteri ve patronunuz üzerinden güzel bir intiba bırakmanızı sağlayacaktır.

j. Stratejik Değişikliklere Karar Verme: Ekonomi ve iş dünyası sürekli bir değişim içinde ve işletmeler de bu değişimlere ayak uydurmak ve risk almamak zorunda. Fakat değişim her zaman düşündüğünüz kadar kolay olmayabiliyor; hem insanlar hem de şirketler için. Bir işletmedeki yönetici de bunun bilincinde olup, bu değişimleri iyi idare etmeye çalışmalı. Bu da çoğu zaman, şirket içinde değişim hakkında verimli olabilecek tartışmalar yapılmasını gerektiriyor.

Elbette, şirket hakkında genel hissiyat olumlu ise değişim daha kolay oluyor ve bu yüzden diğerleri ile konuşurken bunu da göz ardı etmemeniz gerekiyor. Değişimin kolay olmayacağını söyledik ve bu yüzden de bu tür toplantılarda ya da maillerde diğerlerine işlerin çok da kolay olmayacağını ifade edebiliyor olmanız gerekiyor.

Eğer duyuruyu mail ile yapıyorsanız yazı diliniz çok önemli. Çünkü maili okuyan herkes aynı şeyi anlıyor olmalı; şirkette neler oluyor ve bunun sebebi ne? Bu durumda emin olun değişim de daha kolay olacaktır. Bu sebeple de değişimden bahsederken olumlu taraflarından söz etmeli ve insanlara bu değişimin işiniz ve tüm çalışanlar için ne kadar faydalı olacağını ifade etmelisiniz. Eğer insanları değişimin iyi bir şey olduğu yönünde ikna edebilirseniz, her zaman olumlu geri dönüşler alacağınızı ve işinizin daha da kolaylaşacağını unutmayın.

İş Yerinizde İngilizce Sunum Yaparken Dikkat Edeceğiniz Noktalar

k. Kurum Dışı Toplantılar: “External meetings” dediğimiz bu toplantılar da oldukça önem arz ediyor çünkü kendi şirketinizde çalışan insanlar ya da gruplar haricinde birileri ile görüşüyorsunuz; bu bazen sektörde yer alan başka şirketler, bazen hükümet ve bazen de düzenleme kurullarıyla gerçekleşebilmekte.

Kurum dışı toplantılarda genelde çok ama çok fazla git gel yaşanabilmekte çünkü masada oturan herkesin farklı bir planı ve farklı hedefleri olabiliyor. Hatta bazen bu hedefler birbiriyle rekabet içinde de olabiliyor.

Bu tür toplantılarda başarılı olabilmek bazen konu başlığından uzaklaşmamayı gerektirmekte. Bunu sağlamak için de yeni konuları tanıtabiliyor olmanız gerekiyor.

Herkes bu tür toplantıların yolunda gitmesini arzu ederken, nasıl olur da bir şeyler raydan çıkabilir, diye düşünüyor olabilirsiniz. Oluyor ne yazık ki. Örneğin, “Bu iş sadece bu şekilde olabilir” (listen, this is the way it has to be) demeniz, anlaşmaya varmak için ikna edici olmanız ve biraz da baskı yapmanız gerekebilir. Yine de bunu da söylemenin yolları olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu tür bir tartışmada pusuda bekleyip, kendi fikrinizi satmak için en doğru zamanı kollamalı ve bunun için uygun olan kalıpları ve İngilizceyi kullanmalısınız.

l. Bir planı uygulamak için kullanılabilecek İngilizce kalıplar: Hepimiz planlı yaşamamız gerektiğini biliyoruz zira kaçımız plan yapıyoruz ki? Ya da yapsak da kaçımız bu planları hayata geçirebiliyoruz ki? Sadece lafta kalıyorlar ne yazık ki. Bu yüzden planları hayata geçirmek için vakit kaybetmemek en iyisi.

Peki iş dünyasında plan uygularken kullanılan kalıplar neler? Burada kalıptan kastımızın “collocation” yani genelde bir arada kullanılan ikili kelimeler olduğunu söylememiz gerek. Mesela uygulamak ya da hayata geçirmek için “put something into action” ifadesini kullanırız. Fakat bunların özelliği tam da bu haliyle kullanıldıklarında anlamlı olmaları. Örneğin “put a plan into action” yerine “make a plan into action” ya da “activate a plan” kullanamayız.

Collocation’lar sizin için oldukça hayat kurtarıcı olduğu gibi, İş İngilizcesi kullanırken sizin dile hakim olduğunuz hissini verecek ve kelime hazneniz için harika bir zenginlik katacaktır.

m. Öneride bulunma ya da öneriyi kabul veya reddetme: “Making suggestions” ya da “accepting od rejecting suggestions” başlığı altında yer alan bu konu, her toplantıda karşınıza çıkabilecek bir durum olduğu için oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bunun için size bol bol öneri sunulan, önerilerin reddedildiği ya da kabul edildiği bir diyalog örneği sunacağız. Kalıplara ve kelimelere dikkat ederek okuyabilirsiniz.

Karen: Okay. Now, let’s talk about who we want to use as a spokesperson for this product. Let’s go around the table. Shall we use a sports star? Or someone else? Sven, what do you think?

Sven: Well, one possibility would be to use a famous overweight business executive or CEO

someone who is really successful.

Miguel: Sorry, can I come in here?

Karen: Yes, go ahead, Miguel

Miguel: That’s a good idea, but I’m not sure it would work

Karen: Why not?

Miguel: Well, for one thing, our customers want to be fit, not fat.

Karen: Well, then what do you suggest?

Miguel: Perhaps we should just use a famous sports star like we usually do. If it isn’t broken,

don’t fix it, you know what I mean? We could try getting Rooney, or Nadal

Karen: Good suggestion. But I can see one or two problems with that, to be honest

Miguel: Oh?

Karen: Flrst off, our target markets are the UK and the U.S. We need someone who both

Americans and Britons really like. Secondly, our target customer is kind of special…

Charles: I’ve got a suggestion.

Karen: Go ahead, Charles.

Charles: It’s just an idea, but how about choosing someone from a sport where it’s normal to be

heavy. American football, for example. Heavy, but agile; overweight, but strong and fast. You

know what I mean?

Karen: Right, I can see what you mean. What do others think?

Miguel: Yes, that might be worth trying.

Sven: Okay, but what about the UK? Who are we going to use on this side of the Atlantic?

Karen: Hmmm… let me think about this. Shall we try to find someone in golf? That’s popular in

the US. and in the UK. That way, we can kill two birds with one stone

Everybody: That’s not a bad idea! Good idea! Yes, I think that’s worth trying.

n. .İş İngilizcesinde Fikir Beyan Etme: Yukarıda da birkaç başlıkta değindiğimiz fikir beyan etme belki de en önemli konulardan biri. Bunu biraz daha somutlaştırarak size yine örnekler üzerinden fikir vermek istiyoruz.

Fikir sorarken:

  • How do you feel about that?
  • What is your point of view?
  • David, I would really appreciate your view.
  • Have you got any thoughts on this?
  • Do you have any views on this?
  • Does anyone have any other comments?

Fikrini beyan eden birine cevap verirken:

  • I see what you mean.
  • You’ve got a point there.
  • That’s a very good point.
  • That’s a great suggestion.
  • That’s one way of looking at it.

Fikir beyan ederken (Kesinlikle katılıyorsak):

  • I believe…
  • I’m convinced that…
  • I’m sure that…
  • I have no doubt…
  • There’s no doubt in my mind that…
  • I’m quite certain that…
  • I totally agree with you.
  • I have exactly the same opinion as you.
  • You have hit the nail on the head.

Fikir beyan ederken (Orta derecede katılıyorsak):

  • I think…
  • Well, if you ask me…
  • I’d like to point out that…
  • As I see it…
  • In my opinion…
  • I agree to a certain extent.
  • I am with you up to a point.
  • I agree partly.
  • I guess you’re right.

Fikir beyan ederken (Zayıf derecede katılıyorsak):

  • I feel that…
  • My impression is that…
  • I am not sure but I am leaning towards…
  • I tend to think…

Reddederken (Kesinlikle katılmıyorsak):

  • I totally disagree.
  • I’m afraid I can’t agree with you there.
  • With respect, I have to say I don’t agree.
  • I disagree entirely.
  • I can’t go along with that at all.
  • It’s out of the question.
  • I understand what you are saying, but I have a different opinion.

Reddederken (Emin değilsek):

  • I agree with you to a point but I disagree about…
  • I know what you mean but…
  • I don’t really agree with you.
  • I think it might be better to…
  • I’d be inclined to think the opposite.

Belirtilen fikir hakkında tereddütte isek:

  • I’m not sure that’s such a good idea.
  • Don’t you think that…?
  • I’m concerned that…
  • I’m not entirely convinced that…

2. Telephoning (Telefonla Konuşmak)

Görüşmeleriniz teknolojinin de gelişmesiyle ya telefon ya da mail üzerinden ilerleyeceği için, İş İngilizcesi kullanarak telefon konuşması yaparken dikkat etmeniz gereken pek çok detay var. İş İngilizcesi kurslarında bu başlık altında öğretilmesi gereken konuları verecek olursak;

  1. Telefonda birinden iş yapmasını isteme
  2. Telefonda personel hakkında görüşme
  3. Telefonda ürün problemleri hakkında görüşme
  4. Telefonda bir konu hakkında araştırma yapma
  5. Telefonda sesli mesaj almak veya sesli mesaj bırakmak
  6. Bir telefon görüşmesini başlatmak
  7. Telefona İngilizce cevap vermek
  8. Telefonda birinden yardım istemek
  9. Telefonda mobil uygulamaları kullanmak
  10. Telefonda bir konu hakkında şikayet iletmek
  11. Telefonda teknik destek almak ya da vermek
  12. Telefonda gelen çağrıları yanıtlamak
  13. Telefonda satış yapmak
  14. İrtibatta kalmak
  15. Görüşmeyi yönetmek
  16. Telefon görüşmeleri için ip uçları
  17. Arama cevaplama
  18. Müşterilerle konuşma
  19. Müşteri ile anlaşma
  20. Sinirli bir arayanla görüşme
  21. Telefonda bir sorun hakkında konuşma
  22. Telefonda yapılan iş görüşmeleri
  23. Telefonda bir siparişin kontrolünü sağlama
  24. Telefonda bir randevu oluşturma
  25. Telefonda anlaşma yapma
  26. Telefonda bilet rezervasyonu yapma
  27. Telefonda sesli mesaj bırakma
  28. Müşteri şikayetleri ile ilgilenme
  29. Telefonda görüşmeyi sonlandırma
  30. Telefonda zorlu bir müşteri ile baş etme

İş İngilizcesi yani Business English söz konusu olduğunda, telefon görüşmelerinde aşina olmanız gereken ve sıklıkla kullanılan bazı kalıplar var. Bu kalıpların en önemlilerini sizinle paylaşacak olursak;

Courier: İş evraklarını teslim eden kişi; kurye.

“The courier said he could have the signed contract to headquarters by noon.”

To flow: Sıvıların, insanların, araçların, paranın ya da bilginin süreklilik arz eden hareketi, devinimi.

“With social media such as Facebook and Twitter, information about recent

trends flows quickly around the world.”

To pick up: Telefona cevap vermek

“I tried calling Dale in the HR department, but he

didn’t pick up.”

To jot down: bir şeyi hızlıca ya da basitçe yazmak; not almak.

“Throughout the meeting I jotted down the speaker’s important points.”

Logical: Mantıklı, makul.

“Ned thought of several solutions to our problem, but only one of them was really logical.”

To hang up: Bir telefon görüşmesini bitirmek, telefonu kapatmak.

“In my new car, my mobile phone has a blue tooth connection with the stereo, so I can answer and hang up calls by pushing a button on the dash.”

Handy: kullanışlı ya da el altında (bulundurulan).

“It is a good idea to keep a stack of business cards handy when you go to a networking event.”

To get ahold of: Birine telefonla ulaşmak.

“When users have difficulty with the website, they can get ahold of someone at tech support very easily.”

Feedback: geri bildirim, dönüt.

“The training manager asked participants for feedback about the workshop.”

To move on: Herhangi bir süreç ya da işte bir sonraki aşamaya geçmek.

“Once you successfully complete the written test, you can move on to the interview stage.”

Open-ended: Sınırlı olmayan, açık uçlu olan.

“George asks too many open-ended questions during staff meetings, and discussion can continue for hours.”

To reach someone: Telefonla birine ulaşmak.

“When I went on vacation, I told my secretary that I could still be reached by mobile phone in case of emergency.”

Likelihood: Bir şeyin olma olasılığı; ihtimal.

“Because of the recession, the likelihood of this year’s profits surpassing last year’s is pretty low.”

Ties all the ideas together: Farklı fikirler arasında bağlantı kurmak

“The keynote speaker cleverly tied all his various ideas together at the end of his presentation.”

To figure out: Bir sorunu çözmek için gerekli olan süreci, işleyişi, ilişkiyi ya da sebebi anlamak; açıklığa kavuşturmak.

“Our technicians spent hours trying to figure out why the computer fans were failing.”

Dread: Korku ve endişe duymak; korkuyla beklemek.

“Every Sunday evening, I dread having to go back to the office the following morning.”

Face-to-face: Yüz yüze; telefon ya da bilgisayar üzerinden olmayan.

“I caught a flight to Boston to deal with the client face-to-face.”

To be ‘on’: “on” olmanız demek; bir işi yapmaya hazır olmanız, çalışıyor olmanız ya da en iyinizi yapıyor olmanız anlamına gelir.

“Charlie was really ‘on’ during his sales presentation; everyone was really impressed.”

Promptness: çabukluk, hızlı olma, süratli olma; bir işi geciktirmeme.

“The customer services department emphasizes the importance of promptness in dealing with complaints.”

To grab: Bir şeyi çabucak yapmak; telefona hızlıca cevap vermek gibi.

“When the phone rang, Judy asked me to grab it because she was busy.”

Enthusiastic: Bir şeyi yapma konusunda oldukça istekli, hevesli.

“Sales people who appear enthusiastic about their product typically do well.”

To open the door: Bir şeyin gerçekleşmesi için zemin hazırlamak; olası kılmak.

“Writing emails quickly and without attention to politeness can open the door for misunderstanding.”

To initiate: Bir şeyi başlatmak, fitilini ateşlemek.

“Forte Industries recently initiated a new training program for prospective managers.”

To fall back on: başvurmak, müracaat etmek.

“After losing my job, I had to fall back on my savings to support my family until I found another position.”

‘That goes like this’: “İşler şöyle yürüyor” demek istediğimiz zaman kullanabileceğimiz bir tabir.

“Okay, the interview process goes like this: first, ask the person to introduce herself…”

To look up: tBir bilgiye ulaşmak için bir kitaba ya da veriye bakmak.

“Whenever I don’t understand a word in a text, I look it up in the dictionary.”

Blueprint: Proje, plan, ayrıntılı tasarı.

“The Chief Officers met to create a blueprint for the company’s expansion into Europe.”

Put me through: Birisi ile telefon yoluyla iletişim kurmak.

“When the customer service agent couldn’t help me, I asked if he could put me through to his supervisor.”

Keep it up: Bir şeyi yapmaya devam etmek.

“The printing press started making strange sounds at 10:00 and kept it up for three hours.”

To plug: Bir boşluğu başka bir şeyin geçemeyeceği şekilde kapatmak.

“The sounds of construction were so loud that everyone had to plug their ears.”

To strain to hear: Yeterince yüksek olmadığı ya da etrafta çok gürültü olduğu için bir sesi duyabilmek için ekstra çaba sarf etmek.

“Sitting at the back of the conference hall, I had to strain to hear the keynote speaker.”

To mumble: Anlaşılmayacak şekilde konuşmak, mırıldanmak.

“Nobody understands Ron in meetings because he mumbles when he talks.”

Shoot up: Aniden ya da büyük bir hızla yükselişe geçmek.

“The unemployment rate shot up during the recession.”

Courtesy: Saygı duyulan ya da oldukça kibar bir davranış.

“During our visit overseas, our wonderful hosts showed us a lot of courtesy.’

Patient: Sabırlı.

“Tom remained very patient while his staff voiced their displeasure with the restructuring.”

Manners: Sosyal alanda kabul edilebilir ya da kibar olan davranışlar, konuşma biçimi; tarz.

“The front desk clerk’s perfect manners project a good impression of the company.”

Go out the window: Uçup gitmek, elden kaçırmak; genellikle elden kaçan fırsatlar için kullanılır.

“All of our hard work went out the window when the proposal was rejected.”

Come through: Doğru şekilde ya da açık şekilde iletişim kurmak.

“Fortunately, my frustration with the customer didn’t really come through over the phone.”

3. Presentations (Sunumlar)

Sunumlar iş dünyasının elbette vazgeçilmezlerinden biri. Bu yüzden de her Business English programında “Presentation” başlığı altında en ince detaylarına kadar sunumlarla ilgili İngilizceyi öğrenmenizi sağlayacak dersler yer almaktadır. Sizin için sunumlarda karşılaşabileceğiniz kavramları ve öğrenmeniz gerekebilecek durum ya da konuları listeledik.

Sunumlarla ilgili bilmeniz gereken terimleri İngilizce listeledik.

a. Launching User Testing
b. Collocations for Emphasizing
c. Connecting with your Audience
d. Wrapping Up
e. Engaging your Audience
f. Getting Started
g. Presenting Numbers in English
h. English for Presentations Mobile App
i. Signposting a Presentation
j. Introducing a Presentation
k. English for Conferences: Opening Presentation
l. Bringing Visuals to Life
m. Delivering Training
n. Making an Impact
o. Introducing your Presentation
p. SWOT Analysis
q. Pitching an Idea
r. Sales and Interviews: Elevator Pitch
s. Analyzing Trends
t. Describing Trends
u. Features, Advantages, Benefits
v. Informal Product Presentation
w. Using your Voice
x. Describing Charts and Trends
y. Satisfaction, Visualization and Action Steps
z. Establishing the Need
aa. Getting Attention
bb. Closing Down & Summarizing

Presentations yani sunumlar konusu ile ilgili ihtiyacınız olan bazı kelime ve kalıpları derledik.
To leave something to chance: Bir işi şansa bırakmak.
“Instead of leaving our hotel’s online reputation to chance, why don’t we actively solicit positive reviews?”
To convey something: Fikirleri ya da anlamları iletmek.
“We want our new logo to convey the idea that we are innovative, yet reliable.
To get something across: Bir düşünceyi başarılı bir biçimde açıklamak.
“Your sales pitch needs to get across the benefits of your product in less than a minute.”
To matter: Önemli olmak; önemi olmak.
“Since we never meet our clients face to face, only online, our office location doesn’t matter all that much.”
To provoke someone’s curiosity: Merak uyandırmak.
“A good homepage provokes people’s curiosity and makes them want to click through to learn more about your company.
To grab someone’s attention: Birinin ilgisini çekmek ve bir şeyi izlemesini ya da dinlemesini sağlamak.
“Our new magazine ads feature amazing photographs that really grab people’s attention.”
Shocking: Şoke edici, şaşırtıcı; genellikle kötü anlamda kullanılır.
“I found the news about the decrease in revenues really shocking. I thought we were doing really well!”
Eye-catching: Çarpıcı, dikkat çeken.
“We need our brochures to be really eye-catching so they stand out among all the other promo materials that people see.”
To take notice: Dikkat kesilmek, dikkatlice dinlemek ya da izlemek.
“If you want people to really take notice of your trade show booth, you need something dynamic, like video screens or a product demonstration.”

4. Job Interview (İş Görüşmeleri)

Hem iş veren hem de iş arayan açısından oldukça yoğun İngilizce gerektirecek ve bir o kadar da stresli olabilecek olan bir başka süreç de şüphesiz iş görüşmesi süreci.

İnsan kaynakları açısından pek çok terim içeren bu kısımda da oldukça farklı alt başlıklar görebilmekteyiz.

a. Mülakat İngilizcesi: İkinci etap davranış mülakatı
b. Mülakat İngilizcesi: İkinci etap İngilizce teknik mülakat
c. Kariyeriniz hakkında nasıl konuşursunuz?
d. Hedefler ve beklentiler
e. Zor sorularla başa çıkma yolları
f. Deneyimlerden söz etme
g. İş görüşmelerinde kullanılan kelimeler
h. İş görüşmelerinde kullanılan deyim ve tabirler
i. Teknik iş görüşmeleri
j. Mülakatlarda karşılaşılabilecek problemler
k. Bir mülakata önderlik etmek
l. Kurum içi mülakatlar
m. Kurum dışı mülakatlar
n. Kariyer alanı değiştirme
o. İlk mülakat için öneriler
p. İlk işe alım için öneriler
q. İlk iş görüşmesi öncesi araştırma tavsiyeleri
r. Şirket hakkında konuşma
s. İşiniz hakkında konuşma
t. Önceki deneyimler hakkında konuşma
u. Online mülakatlar
v. İnsan kaynakları stratejileri
w. Stresle başa çıkma yolları
x. Ücret beklentisi ve bu konu hakkında anlaşmaya varma
y. Zayıf yönler hakkında konuşma
z. Başarılardan söz etme
İlk yuvarlak masa mülakatı ve “case study”

Çok fazla alt başlığımız olduğu ve en genel konulardan biri olduğu için sadece kariyeriniz hakkında konuşurken nelere dikkat etmeniz gerektiğini ele alalım.

İş hayatınız boyunca kariyerinizden, iş geçmişinizden bahsetmeniz için pek çok ortam oluşacak; bu bazen bir sohbet esnasında, bazen de mülakat sırasında olabilir elbette. Hatta işe giren yeni birileriyle konuşurken dahi iş geçmişimiz ya da kariyerimizden bahsetmemiz gerekebilmekte.

Günümüz dünyasında artık rekabetçi bir ortam da söz konusu olduğu için, herkes sizin nasıl geçindiğinizi ya da geçmişte ne işler yaptığınızı merak edecektir. Tüm bu süreci İngilizce yaşayacağınızı varsaydığımızı hatırlatmak isteriz.

Kariyeri basitçe tanımlayacak olursak; sizin belirli bir iş alanında geçmişten günümüze ne yaptığınız, ne pozisyonlarda çalıştığınız, hangi başarılara imza attığınız ve şu anda ne yaptığınız, hangi pozisyonda çalıştığınız diyebiliriz.

İş dünyasında da yeni biri ile tanıştığınızda ilk ve en merak ettiğiniz konu ne olur? Açıkçası bizim için cevap net; daha önce hangi firmalarda çalıştın? Zira bu, önceki işverenler ya da pozisyon hakkında konuşma başlatmak için ilgi çekici ve güzel bir başlangıç noktasıdır.

Daha önce o şirkette çalıştım demenin bir yolu; “I was at this company” demek olabilir.

Bir başka yolu da; ki bu daha sadık bir çalışan iması verir; “I was with this company” demektir. Fakat temelde “at” ya da “with” kullanmanın birbirinden çok büyük anlamda ayrılmadığını söylemek isteriz.

Bunun dışında bir şirkette çalıştığını söylemenin başka bir yolu da; “I worked for this company” olabilir. Yani “for” edatını da kullanabilirsiniz.

Diyalog devam ederken gelecek ikinci soruyu size hemen iletelim. “İyi hoş da, ne kadar süre çalıştın o iş yerinde?” Bu soru geldiğinde de kullanabileceğiniz farklı kalıp ya da ifadeleri hemen paylaşalım.

İlk olarak sadece zaman ifadesi kullanarak bu soruya cevap verebilirsiniz; for five years ya da for two years gibi. Bunun dışında bir diğer cevap verme şekli de “spent” kullanarak, o şirketle geçirdiğiniz zamanı ifade etmektir. Yani; “I spent five years with this company” gibi.

Size mülakatlarda kullanabileceğiniz bazı cümle örnekleri vereceğiz. Okuduktan sonra kendi kendinize tekrarlamanız hem pratik açısından hem de kullanımlara aşinalık açısından faydanıza olacaktır.

“Before coming to HP, I was at IBM for five years.”
“I used to work in sales for Massey Ferguson.”
“I spent ten years in Bosch, in Frankfurt.”
“For most of my career, I was with Rogers Cable.”
Geçmiş iş verenlerinizden ve oralarda ne kadar çalıştığınızdan sonra, konuşmanın seyri hangi pozisyonda çalıştığınıza gelecektir. Ne tip bir iş yaptığınız insanların, insan kaynaklarının ve iş verenlerin merak ettiği bir diğer mevzudur.
Burada ne tip iş derken aslında kastedilen iki şey var. İlki tam olarak o firmada ne yaptığınız anlamına geliyor. Grafik tasarımı ya da satış gibi.
“I do graphic design” ya da “I work in sales” şeklinde cevap verebilirsiniz. Bir çalışan hakkında epey bilgi veriyor değil mi? Fakat yeterli değil. Aynı zamanda çalışma sahanızı da eklemeniz gerekecektir. Örneğin; devlette mi, bakanlıkta mı, ajansta mı, sigorta sektöründe mi, emlakta mı, finans ya da mühendislikte mi? Daha net anlaşılabilmesi için birkaç örnek vermek isteriz.
Çalışma sahanızla alakalı konuşuyorsanız kalıp olarak “I have worked in this field” ya da “I have been in this field” diyebilirsiniz.
Bu tür başlıkların nasıl farklı konular açabileceğini ve konuşmanın nasıl rahatça ilerleyebileceğini tahmin ediyor olmalısınız. İş İngilizcesinin mülakat kısmında konuşmada tutukluk en son isteyeceğiniz şeylerden biri olacaktır çünkü kimse iyi bir şirkette çalışma fırsatını ya da şirketin bünyesine iyi bir çalışan alma fırsatını kaçırmak istemez. Bunun dışında elbette yeni tanıştığınız insanlarla da kariyerinizden bahsederken konuşmanın akıcı bir şekilde ilerlemesini isteyeceksiniz.
Yine birkaç örnek kalıp ve cümle ile ilerleyelim. Tavsiyemiz bu cümleleri de aynı şekilde tekrar etmeniz yönünde olacak.
“I’ve worked mainly in government.”
“I have been in sales my whole career.”
“I work in IT, particularly in finance and related fields.”
Örneklerden de gördüğünüz üzere, belirli bir alandan bahsederken “I have worked in” ya da “I have been in” kalıplarını kullanabilirsiniz. Tabii pozisyon ya da alanınızı değiştirmediyseniz geniş zaman kullanabilir ve “I work in” ya da “do” kullanabilirsiniz. Yine de iş tipinizden bahsederken her halükarda geçerli olan ve kullanımı kolay olan edatımız “in” dir.
Şimdi de bir diyalog örneği verelim:
A: So you said you worked in London?
B: Yeah, that’s right. I spent five years with Lloyds.
A: Lloyds, huh? So you are in finance?
B: No, actually. I mainly do communications and PR work.

5. Negotiations (Uzlaşma, Pazarlık)

İş dünyası pek çok konuda uzlaşma sağlamak, anlaşmaya varmak için masaya oturduğumuz dünya değil mi aslında? Toplantı masalarında çeşit çeşit insan görmek mümkün olduğu için ki bunlar masadaki atıştırmaları didiklemekten anlatılanları zerre dinlemeyenlerden tutun da, sürekli goygoy peşinde olanlara kadar uzamaktadır; bazen de bu tür müzakereler ya da anlaşmalar cafe ortamında, restoranlarda, Skype üzerinden ya da telefon görüşmesi ile yapılabilmektedir. Alt başlıklarımıza geçecek olursak, bu kısımda da alt başlıkları size fikir vermesi açısından İngilizce yazmayı tercih ettik.

a. English for Purchasing: Sourcing Suppliers
b. Negotiating Solutions
c. English Idioms for Negotiations
d. Strategic Negotiations: Cementing the Partnership
e. Strategic Negotiations: Recovering from Setbacks
f. Strategic Negotiations: Reaching Agreement
g. Strategic Negotiations: Countering a Position
h. Strategic Negotiations: Establishing a Position
i. Strategic Negotiations: Pitching the Idea
j. Contract Negotiations: Discussing the Fine Print
k. Contract Negotiations: Seeking Concessions
l. Making the Deal
m. Doing your Groundwork
n. Meetings: Considering a Proposal
o. Asking for a Pay Raise
p. Negotiations: Closing the Deal
q. Negotiations: Overcoming Blockage
r. Negotiations: Bargaining
s. Negotiations: Declining an Offer whilst Maintaining Goodwill
t. Negotiations: Clarifying and Evaluating Positions
u. Negotiations: Getting Started
v. Negotiations: Relationship Building
Negotiating: Negotiation Strategy

6. Sosyalleşme (Socializing)

Hep iş hep iş olmaz diye düşünüyorsanız haklısınız. İnsan olmanın gereği aynı zamanda sosyalleşebilmek olduğu için iş dünyasında da sosyalleşebilmek için oluşturmanız gereken iş ilişkileri, yemekler, tanışmalar olacaktır. Bu sebeple Business English yani İş İngilizcesi kapsamına aldığımız konulardan bir diğeri de Socializing. Yine bir İş İngilizcesi kursunda “Socializing” konusu kapsamında almanız muhtemel başlıkları size sıralayalım.

a. Business Development: Following Up with Partners
b. Business Development: Following Up with Prospects
c. Business Development: Networking with Partners
d. Business Development: Networking with Customers
e. Business Socializing: Checking In with Clients
f. How to Talk about your Family
g. Getting the Most out of a Conference
h. Getting the Most out of a Conference
i. Business Trip: Socializing with your Boss
j. How to Keep a Conversation Going
k. Starting a Conversation
l. How to Say Hello
m. How to Say Hello in English
n. Socializing at an Office Party
o. Socializing with Strangers
p. English for Conferences : Actively Participating
q. English for Conferences : Hosting a Social Event
r. Telephoning: Keeping in Touch
s. Small Talk before a Meeting
t. Socializing: Hosting a Dinner Party
u. Networking Skills
v. Talking about your Company
w. Talking about your Job
x. English for Socializing: Networking
y. English for Socializing: Networking
z. Socializing: Business Meals
aa. Socializing: Discussing Politics
bb. Happy Hour: After-Work Socializing
cc. Mergers: Office Gossip and Reported Speech
dd. Socializing with Colleagues at Work
ee. Indirect Persuasion in a Social Context
ff. Socializing: Keeping a Conversation Going
gg. Socializing: Striking Up a Conversation

7. İş İngilizcesi Kelimeleri

Şimdiye kadar oldukça fazla yol kat ettiğinizi düşünürsek çok da haksız sayılmayız sanıyoruz. Zira aldığınız tüm dersler size iş dünyasında karşılaşabileceğiniz hemen hemen her durum için hazırlıklı hale getirmiş olmalı. Bunun neticesinde de konuşmaya hazır gibisiniz. Fakat bir adım daha kaldı; kelimeler. Bu konu da Business English kapsamında son konu olarak verilir ya da verilmelidir. Çünkü iş İngilizcesi öğrenmek isteyen insanlar hem kelimelere hem de özellikle “idioms” dediğimiz deyimlere hakim olmalıdır ki en çok ihtiyaç duyulan kısımlardan biri de budur.

Bu noktada size bu başlık altında yine öğrenebileceğiniz kelimelerin konu başlıklarını sunacağız. Fakat siz siz olun, bir Business English kursuna kayıt yaptıracaksanız, mutlaka özel olarak alanınızla ilgili terim ve deyişleri de öğrenmek istediğinizi baştan belirtin. Bu durumda size sunulacak seçenekler aşağıdaki gibi olacaktır;

  • Finans ve Muhasebe (Finance and Accounting)
  • Pazarlama ve Satış (Marketing and sales)
  • Proje Yönetimi (Project Management)
  • Bilişim Sistemleri ve Teknoloji (IT and Technology)
  • Hukuk İngilizcesi ve Yasalar (Legal English and Law)
  • İnsan Kaynakları – İK (Human Resources – HR)
  • Uluslararası Ticaret (International Trade)

 

Şimdi de konu konu dağılıma bakalım;

 

Idioms for Describing Relationships

English Sales Collocations

Business English Idioms: Food Idioms

English for Discussing Change Management

English Idioms for Giving Advice and Warnings

Data Privacy

English Idioms: Football Idioms

English for Discussing Company Performance

English Idioms for Expressing Degrees of Certainty

English for Marketing: Product Management

Renewable Energy

English Vocabulary for Marketing

English for Discussing Marketing Activities

Technical English: Artificial Intelligence

India Economic Outlook

Business English Collocations for Emphasizing

English Vocabulary for Agile Project Management

Automation and the Rise of AI

Financial English: Company Finance and Startups

Business English News – Brexit

Business English Olympic Games

Intellectual Property and Copyright Law

Business English News – Internet of Things

English Vocabulary for Manufacturing

Business English News – Tech Unicorns

English Vocabulary – The 4 Ps of the Marketing Mix

English Idioms for Negotiations

Business English News – The Sharing Economy

English Collocations for Discussing Business Strategy

Business English News – Employment Practices

English Vocabulary for Human Resources

Idioms for Beginnings and Endings

Financial Vocabulary: Corporate Taxes

Travel: Checking in for a Flight

Business English News – Crowdfunding

Business English News – Drones

English Collocations for Discussing Staffing

Business English News – Wearable Technology

Financial English Vocabulary: Stocks and Shares

Building a Better Vocabulary

Business English News – Eurozone Recovery

Idioms of Choice

Vocabulary: Internet Marketing

Debriefing a Project

Business English News – The year in Review

English for Sales Management

Business English News – Big Data

Idioms of Luck and Opportunity

Discussing the Economy

The End of the PC?

Macroeconomics

Telecommuting: Back to the Office

How to Get Good Customer Service

Discussing a Budget

Business Trends for current year

Staying Positive

Idioms of Success and Failure

Vocabulary: International Trade

US-China Economic Outlook

Discussing a Website Redesign

Business English News – The Patent Wars

The Business of the Olympics

Vocabulary: Supply Chain

Facebook IPO: The Aftermath

Color Idioms

The Mobile Learning Revolution

Finance & Economics: Bonds

Business English News – Facebook IPO

Battle of the Mobile Platforms

The Euro Crisis

Legal Vocabulary: Contract Law

Business English News – Steve Jobs Tribute

English Idioms: Time Idioms

IT Vocabulary: Internet Technologies

Discussing Training Plans

Risk Management Vocabulary

Business English Games – Gambling Idioms

English Idioms: Gambling Idioms

Project Management: Planning Process

English for Administrative Assistants

World Cup English Soccer Idioms Game for ESL

Football and Soccer Idioms

Marketing Vocabulary: Branding

New Website for Video Vocab

Business English Games – Sports Idioms Golf Challenge

Money Idioms

IT Vocabulary: Web 2.0

Sailing Idioms: Company Performance (Part 2)

Financial English: GM Bankruptcy

Financial English: Bankruptcy Vocabulary

Financial Crisis and Global Economic Meltdown

Accounting Vocabulary: GAAP

GAAP: Generally Accepted Accounting Principles

Accounting – Basic Vocabulary: The Balance Sheet

Accounting – Basic Vocabulary

Vocabulary – Discussing a Project

Project Management

Business Vocabulary – Office Manager

Talking about the Economy

Human Resources: Training Manager

Human Resources: HR Manager

Idioms: Business is War

Water Cooler Chitchat: Sports Idioms

iPhone Launch

Viacom Sues YouTube for 1 Billion Dollars

Law 3 – Commercial Law

Law 2 – Court Cases

Basic Legal Vocabulary

Reebok Launches Ad Campaign

Reebok Launches Ad Campaign

Celebrities Losing Marketing Appeal

Management Style

Cultural Awareness

Communication at Work

 

Gördüğünüz gibi İş İngilizcesi dünyasına adım attığınızda öğrenmeniz, kullanmanız ve hatırlamanız gereken kelime sayısı ya da grubu oldukça fazla. Bu yüzden biz de imdadınıza yetişiyor ve 13 adımda Business English yani İş İngilizcesi kelimelerini nasıl daha kolay öğrenebileceğinize dair bir rehber sunuyoruz. Burada amacımız motivasyonunuzu düşürmeden ilerlemenize yardımcı olmak. Çünkü bu işe adım atacaksanız en önemlli şeyin motivasyon olduğunu unutmamalısınız.

Business English, tamamen pratiğe ve kullanıma yönelik öğrenilmelidir. En başta bu kuralı hatırlatmakta fayda var. Zira sadece okuyarak, ezberleyerek öğrenmeye çalışırsanız, size bu öğrenme ortamını sunan kişi ya da kurumdan koşarak uzaklaşmanızı tavsiye ediyoruz. Ne kadar fazla duyar ve ne kadar fazla kullanırsanız, o kadar iyi öğrenirsiniz ve İş İngilizcesi garip bir hal almaktan çıkar. Tabii bu kural aslında İngilizcenin tümü için geçerli fakat İş İngilizcesinin apayrı bir dünya olduğunu düşünürsek, eğer pratikten uzak ve duymadan bir öğrenme gerçekleştirirseniz, konuştuğunuz İngilizce hiç de İngilizceye benzemeyebilir. Yani televizyonda, Youtube kanallarında ya da filmlerde duyduğunuz Business English’ten fersah fersah uzaklaşmış olursunuz.

İş İngilizcesini neden öğrenmeniz gerekir? Bu sorunun aslında tek bir cevabı yok.

İlk olarak pek çok kariyer alanı için, akıcı ve profesyonel bir iletişim büyük bir artı. Birçok şirket sizden ikinci bir dil beklentisi içine girer ve hatta bazı firmalarda ekstra bir dile sahip olduğunuz için ödüllendirilirsiniz bile. İngilizcenin de bu noktada uluslararası alanda söz sahibi olduğunu söylememize gerek bile yok.

Kendinizi, işinizi, bölümünüzü doğru ifade etmelisiniz. İş başvurularınızı İngilizce yapacağınızı varsayalım. Bu durumda özgeçmişinizi göndermeden önce bir kez daha kontrol etmek isteyebilirsiniz. Ya da İngilizce mülakatlarda o çok korkulan “Let’s continiue in English” cümlesini duydunuz ve kendinizi ve işinizi İngilizce tanıtmanız bekleniyor. Önceki deneyimlerinizden söz ederken “accountant” yerine “account” idim dediğiniz anda, karşınızdakilerin şaşkın bakışlarına hazır olun.

Konuşulanı anlamanız, sizin de söz sahibi olmanız ve o işte yer almanız demek. Toplantılarda diğerlerinin neyden bahsettiğini ve ne hakkında konuştuklarını bilirseniz, bu sizin de söz söyleme, fikir beyan etme ve soru ya da endişelerinizi iletme şansınız olduğu anlamına gelir.

Son olarak da alanınızla alakalı okunacak bir sürü dergi, makale, araştırma var ve siz bunları okuyabiliyor, anlayabiliyor ve kariyeriniz için çıkarımlarda bulunabiliyor olabileceksiniz. Çevirisini beklemenize gerek bile kalmadan üstelik. Son trendleri takip eden bir personeli ya da patronu kim takdir etmez ki!

Peki İş İngilizcesi alanında kelime bilginizi adım adım nasıl geliştirirsiniz?

  1. En doğru kitabı belirleyin.

Business English öğrenme sürecini belki de en çok etkileyen aşamalardan biri de çalışılacak kitabın yani “textbook” un belirlenmesi. Size yol göstermesi ve kaynak olması adına bir kitaba ihtiyaç duyacaksınız ve bu kitabın hem kelime ediniminize hem de pratiğinize eş zamanlı hizmet etmesi gerekiyor asında. Öneride bulunacak olursak, Market Leader bu konuda en iyilerden biri diyebiliriz. İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen pek çok öğrenci ve sınıfın fikri alındığında bu kitabın hem kendilerine yardımcı olduğu hem de oldukça zorlayıcı olduğu görülmüştür. Ki bu alanda zorlayıcılık da aslında aradığımız özelliklerden biri çünkü bir kitap sizi ne kadar kelime üretmeye zorlarsa, sizin öğrenmeniz için o kadar faydalı diyebiliriz.

Sıradan ve İş İngilizcesi odaklı olmayan bir İngilizce kitabında olan tüm beceri kısımları (listening, speaking, reading and writing” bu kitapta da var ama işin güzel yanı tüm bu kısımlar Business English bağlamında ele alınıyor. Daha güzel olan kısmı ise her chapter bir case study ile sona eriyor. Yani her bölümün sonunda iş dünyasında karşılaşılabilecek bir saha analizi yapılıyor.

Bahsettiğimiz örnek kitap ve bu alanda iyi diyebileceğimiz birçok kitap seviye seviye ayrılmakta ve bunun gibi jargon ağırlıklı yani iş İngilizcesi ile ilgili çokça spesifik kullanım içeren kitaplarda halihazırdaki seviyenizden bir alt seviyede başlamanızı öneririz. Örneğin genel İngilizce seviyeniz Intermediate ise, pre-Intermediate seviyesinden başlamanız sizin için daha verimli olacaktır.

İş İngilizcesi kitaplarında ya da kurslarında yer alan muhtemel başlıkları size yazımızda saydık, örnek verdiğimiz kitapta ya da benzerlerinde de başlıkları yine international markets, human resources, negotiating, international business, marketing şeklinde olabilmektedir.

  1. Bir iş İngilizcesi sınıfına kayıt olun.

İngilizcenizi kendiniz satın aldığınız Business English temalı iyi bir kitapla iletletebileceğinizi düşünüyor olabilirsiniz fakat bu konuda da size tavsiyemiz bir sınıfa ya da kursa kayıt olmanız yönünde olacak. Çünkü iş İngilizcenizi geliştirmenizin ya da sıfırdan öğrenmenizin tek yolu bol bol konuşmak, pratik yapmak ve sosyal bir ortamda bulunmak. Böylece konseptleri öğrenebilecek, role play’ler yardımıyla kendinizi daha fazla geliştirebilecek ve en önemlisi etkileşim içinde olabileceksiniz.

Bunun dışında bütçeniz doğrultusunda katılabileceğiniz herhangi bir burs sizin daha sistemli ve disipline çalışmanıza da yardımcı olacaktır.

  1. Kurgusal olmayan iş kitapları okuyun.

Hemen hemen hepimizin kurgusal romanlar okumaktan, hayal dünyamızı genişletmekten hoşlandığımız aşikar. Ama yine de söz konusu İngilizcenizi hatta iş İngilizcenizi geliştirmek olunca asıl yapacağınız şey içerisinde bol bol alakalı sözcüklerin geçtiği, alanınızla ilgili olan iş kitapları, dergileri okumak olacak. Tabii bunu İngilizce yapmanız tavsiyemiz!

  1. Alanınızla alakalı blog, vlog ya da videoları takip edin.

Tıpkı roman yerine iş kitapları okumak gibi tercih edebileceğiniz bir diğer değişiklik de alanınızla alakalı podcast ya da Youtube kanalları veya blogları takip etmek. Sosyal medya ve web İngilizce öğrenmek isteyenler için bir derya deniz. İnternetin bu konuda bir artısı da konuyla ilgili yayın yapanların izleyiciyi sıkmamak adına gereksiz cümle ve uzatmalardan kaçınması. Haliyle siz de vakit kaybetmemiş ve gereksiz yapılardan uzak kalmış olacaksınız.

İlginizi çeken bloglar bulmanız da çok zor değil. Örneğin eğer girişimcilik ya da yaşam koçluğu konularına ilginiz varsa size “The 4-Hour Work Week” in yazarı Tim Ferriss’in bloğunu önerebiliriz. Kendisi sayfasında çok çeşitli konu ve başlıklara değiniyor ve hayatınızı nasıl daha iyi hale getirebileceğinizden bahsediyor. Bunların dışında ünlü dergiler; Entrepreneur, Forbes ve Wired gibi business temalı dergilere de göz atabilirsiniz.

  1. Bol bol dergi okuyun

Hatta varsa kendi şirketinizin dergisinin İngilizcesini okuyun. Çünkü şirket hakkında bilgi sahibi olabileceğiniz gibi, içerik yönünden oldukça zengin ve otantik yayınlara sahip olmuş olacaksınız. Burada otantikten kastımız dil öğrenirken en çok ihtiyaç duyacağınız terimlerden biri aslında. Otantik materyal demek, dile ait, o dili öğretmen için değil de dilde doğal olarak var olan materyaller demektir. Örneğin şirketinizin İngilizce yayın yapan dergisi, New York Times benzeri bir gazete ya da küçük çocukların “Nursery Rhymes” olarak ezbere bildiği şarkılar. Daha onlarcasını sayabileceğimiz bu materyal denizinde alanınızla ilgili otantik olanları tercih etmeyi unutmayın.

  1. Linkedin gruplarından ve makalelerinden faydalanın.

Linkedin, eski ve şu anki iş arkadaşlarınız, patronlarınızla iletişim kurmak ve yeni iş fırsatları bulmak için harika bir platform. Fakat bu kullanım amaçlarının dışında içeriğinde birçok iş makalesi okuyabileceğiniz ya da endüstriyel gruplara katılıp iş dünyası hakkında İngilizce tartışmalar yapabileceğiniz ortamlar da mevcut. Özellikle business English öğrenme aşamasında vocabulary konusunda size inanılmaz fırsatlar sunacağından emin olabilirsiniz.

Yahu ben Linkedin’i aktif kullanmıyorum ki, öyle bir profil oluşturmuştum bir de özgeçmişimi güncelliyorum, diye de düşünüyor olabilirsiniz. Hiç sorun değil, bu durum sizin iş dünyasından makaleleri takip etmeniz, tartışmalarda yer almanız ve business English kelime bilginizi geliştirmeniz için engel teşkil etmiyor.

  1. Ana karakterlerinden biri sizin iş alanınızda çalışan bir İngilizce roman okuyun.

Birkaç üst öneride romanlardan ziyade makale ya da blog yazıları okumanızı önermiş olsak da ana karakterlerden biri sizin iş alanında örneğin sigortacılık ya da borsa çalışıyorsa işler değişiyor. Çünkü bu durumda romanda iş alanınızla ilgili pek çok yeni kelime ve hatta deyiş ya da “collocations” denilen ve bir ve birden fazla kelime ile beraber kullanılan kalıpları öğrenebileceksiniz.

Bunun yanında genel anlamda İngilizcenizi geliştirmeniz de artı olarak yanınıza kalacak.

  1. İş dünyası temalı tv dizisi ya da filmler izleyin.

Dizi film konusunda oldukça geniş bir yelpazeye sahip olduğunuzu söylersek yanılmış olmayız. Dizi – film dünyası sizin için hatırlama, tekrar etme, görsel olarak yardım alma ve özellikle bir bağlam yani konu içerisinde işlendiği için ilginizi çekme özelliğine sahip.

Önerilerimize gelince; eğer reklamcılık alanına ilgiliyseniz bol ödüllü “Mad Men” tam size göre bir drama dizisi. Yok efendim ben brokerlik ya da finans dünyası ile iç içeyim diyorsanız da, Di Caprio’nun “Wolf of Wall Street” filmi oldukça ilginizi çekebilir.

Bunun dışında efendim ben türlü mafya işleri ile iştigalim diyorsanız da “Sopranos” tercih edebilirsiniz. Şaka tabii. Sakın sevgili okur.

  1. CNN ya da BBC izleyip, BBC Radyo dinleyin.

Bu işlerin uzmanı CNN ya da BBC desek yanılmış olmayız. Sebebi ise açık; haber kanalları genelde formal language dediğimiz daha resmi olan İngilizceyi kullanır ve özellikle business ya da economy bölümlerinde tam da ihtiyacınız olan kelimeleri duyabilir, bol bol izleyince de bu kelimeleri aklınızda tutabilirsiniz. Unutmayın; bağlam her şeydir!

Duyduğunuz kelimeleri size sunulan haberlerin içerisinde duyduğunuzda o kelimeleri zihniniz daha kolay hatırlayacak ve unutmanız zorlaşacaktır.

  1. Sıradan gazetelerin business eklerini okuyun.

İş dünyasına ait dergi ya da gazete okumanın size fayda sağlayacağına daha önce değindik. Fakat çevrede bu tema ile İngilizce gazete bulmakta zorlanma ihtimaliniz de var elbette. Bunun için eğer sıradan gazeteleri İngilizce edinebiliyorsanız, bu gazetelerin business ekleri de sizin için oldukça faydalı olacaktır.

Çünkü iş İngilizcesinin en önemli kısımlarından biri de kelime yani “vocabulary” kısmıdır ve bu eklerde ister alanınızla alakalı olsun ister farklı iş alanları ile alakalı olsun çokça kelime ve deyiş öğrenebileceksiniz.

  1. Özellikle uluslararası konukların da katıldığı seminerlere, konferanslara katılın.

Konferans ya da seminerler de Türkçe dahi olsa konu hakkında size bilgi verecekken bunların bir de yabancı katılımcılarla şenlendirildiğini düşünürseniz business English alanında kelime bilginizi geliştireceğinden emin olabilirsiniz.

Konuşmacıları dinlemek, farklı aksanları duyuyor olmak ve alanınızla alakalı terimlere ve deyişlere hakim olmak sizi bir adım öteye taşıyacak ve kelime konusunda ilerlemenizi sağlayacaktır.

  1. İş alanınızla alakalı toplantı gruplarına katılın.

Yazımızın üst kısımlarında sosyal medya ya da web üzerinden birçok gruba katılabileceğinizi belirtmiştik. Bunun dışında online olarak değil de birebir buluşabileceğiniz gruplar da mevcut. Özellikle büyük şehirlerde bu imkanınız çok daha fazla çünkü uluslararası şirketler daha çok yatırım yaptığı için bu gibi şehirlerde kendi alanınızla ilgili sohbet edebileceğiniz arkadaşlar edinmeniz de daha kolay olacaktır.

  1. Size sunduğumuz tüm tavsiyeleri birleştirin, kullanın ve tekrar tekrar hatırlayın.

Listeden tek bir tavsiyeyi alıp kullanmanız inanın size minimum fayda sağlayacaktır. Oysa tüm yazdıklarımızı kullanırsanız kelimeleri aklınızda tutmanız çok kolay hale gelecektir. Tümünü uygulayamıyorsanız bile, iş takviminize, plan ya da programlarınıza uyanları seçip kullanabilirsiniz.

Son olarak işin bir nebze ciddiyetini anlayabilmeniz adına size iş dünyasını kapsayacak şekilde hazırlanan bir rapordan bahsetmek istiyoruz. Bu rapor Cambridge English araştırmacıları tarafından hazırlanmış olup, iş dünyasında iş verenlerin İngilizce becerileri hakkında ne düşündüğünü detaylandırmak için yapılmıştır. Araştırma English at Work adıyla, toplam 38 ülkede 5.300 işçiyi kapsayacak şekilde

İşlerini yapabilmeleri için yeterli düzeyde İngilizce bilen personel yüzdesi

Yönetim (Top Management)

Yapılan araştırmaya göre yönetim düzeyinde çalışan personelin %78’inin İngilizcesi bulundukları pozisyon için yeterli. Bu da aslında genele bakınca oldukça iyi bir rakam.

Pazarlama (Marketing)

Bu pozisyonda çalışan personelin de %74’ünün İngilizcesi pazarlama bölümü için yeterli. Pazarlama bölümünde özellikle sürekli uluslararası firmalarla iletişim halinde olmak gerektiği için de İngilizce oldukça önem arz ediyor.

Muhasebe ve Finans (Accounting and Finance)

Araştırmanın sonuçlarına göre, muhasebe ve finans gibi hesap ağırlıklı bölümlerde çalışan personelin İngilizce yeterlilik yüzdesi %64.

Satış (Sales)

Satış pozisyonunda çalışan personelin de sürekli iletişim halinde olduğunu ve yine uluslararası çalıştıklarını düşünürsek business English kapsamında ihtiyaç duydukları İngilizce oldukça geniş bir tabana yayılmış durumda. Personelin %70’i kendi departmanı için yeterli düzeyde İngilizceye sahip.

İnsan Kaynakları ve İşe Alım (Human Resources and Personnel)

İnsan kaynakları personeli de iş tanımı gereği İngilizce ile iç içe olması gereken bir birim ve araştırma bu departmanda çalışan personelin İngilizce yeterlilik yüzdesi hakkında da bize bilgi veriyor. Araştırma sonuçlarına göre bu departmandaki personelin de %60’ı İngilizce yeterliliğe sahip görünüyor.

Üretim (Production)

Üretim departmanındaki business English oranı da %65. Bu oranların sadece personelin kendi departmanındaki işlerini yürütebilmek için yeterli olan İngilizceye sahip olduğunu unutmayın.

Müşteri Hizmetleri (Customer Services)

Küresel anlamda müşteri hizmetleri departmanında çalışan personelin %68’i İngilizce yeterliliğe sahip ve bu oran aslında müşteri ile sürekli iletişim halinde olması gereken bir departman için oldukça düşük diyebiliriz.

Lojistik ve Dağıtım (Logistics or Distribution)

İlk aşamadaki son bölüm olan lojistik ise küresel boyuttaki araştırma sonuçlarına istinaden %62 oranda personel kendi alanında İngilizce yeterliliğe sahip görünüyor. Bu oran da diğer departmanlara bakınca aslında çok da yüksek değil.

İş yerlerindeki görevleri yerine getirebilmeleri için personelin hangi seviyede business English (İş İngilizcesi) bilmesi bekliyor?

Araştırmanın bu kısmı da diğerinde olduğu gibi tüm büyüklük ve ölçekteki işyerleri ve tüm sektörler için, küresel bir şekilde yapılmıştır. Burada da İngilizce becerileri ayrım olarak kullanılmıştır. Bu becerilerin işverenler tarafından hangi seviyede İngilizce talep ettiğini de rapor bize sunuyor.

E-mail ve mektup yazmak (Writing e-mails and letters)

Şirketlerin vazgeçilmezlerinden olan e-mail yazmak da business English kapsamında değerlendiriliyor ve beklenen İngilizce seviyesi %26 Basic-Intermediate olarak belirlenmiş. %44’ü ise advanced-native seviyesinde bekleniyor.

Sunum yapmak (Delivering presentation)

Sunum yapmak tüm pozisyonlar ya da şirketler için oldukça büyük önem arz etmektedir. Sunum yapmanın büyük kısmı da konuşma gerektireceği için İngilizcenizin iyi olması şart. Bunun için yapılan araştırmanın sonucuna göre, personelin %46’sı Advanced-Native seviyesinde İngilizce yeterliliğe sahipken, %23’ü ise basic-Intermediate seviyesinde yeterliliğe sahip.

Toplantılarda yer almak (Participating in meetings)

Toplantılarda yer almak ve söz alarak konuşmak ya da konuşulanları anlamak için İngilizce yeterlilik seviyesi %44 advanced-native şeklinde iken, %25’i basic-intermediate seviye gerektiriyor.

Raporları okumak (Reading reports)

Okuma becerileri de bir o kadar önem arz ediyor ve iş dünyasında raporları okuyabilmek, anlayabilmek ve bu doğrultuda aksiyon alabilmek sizi öne geçirecek sebeplerden. Bu durumda da global ölçekte yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, çalışanların %46’sı advanced-native seviyede İngilizce ihtiyacı duyarken, %24’ü ise basic-intermediate seviyede İngilizceyi yeterli görüyor.

İşverenler hangi İngilizce becerinin en önemlisi olduğunu düşünüyor?

İşverenlere göre de bazı dil becerileri daha önemli. Burada da ayrımı çalışanların en çok hangi beceriyi kullanarak işlerini tamamlayabileceklerine istinaden belirliyorlar. Araştırma sonuçlarına göre işverenlerin %14’ü dinleme, %38’i okuma, %35’i konuşma ve %12’si yazma talep ediyor ve bu becerilere önem veriyor. Bu bilgiye istinaden, işverenlerin 4 beceriye de önem verdiğini ama konuşmanın ardından okumaya daha fazla önem verdiğini görmekteyiz.

İşverenler işçilerinin hangi sektörlerde İngilizcelerini geliştirmelerine olanak sağlıyor?

Bu konu da yine sektör sektör ayırmamızı gerektiren bir mevzu. Araştırma bu yönde yapılmış ve sonuçları sizinle bu bağlamda paylaşacağız.

Yönetim (Top management)

İşverenler yönetim biriminde çalışan personeller için İngilizce geliştirme anlamında %4 oranında destek sağlıyor ve bu oranda gerek duyuyor.

Pazarlama (Marketing)

Pazarlama sektörü ya da departmanı için işverenler personellerine sadece %3 oranında imkan sağlıyor ve bu oranda personelin İngilizce yeterliliğe sahip olması gerektiğini düşünüyorlar.

Muhasebe ve Finans (Accounting and Finance)

Bu departmanda da işverenler pazarlamada olduğu gibi %4 oranında olanak sağlıyorlar.

Satış (Sales)

Satış departmanında da personele sağlanan eğitim imkanı yine çok fazla değil fakat beklentiler oldukça büyük yukarılardaki başlıklarda bahsettiğimiz gibi. Bu departmanda işverenler %4 oranında personeline destek sağlıyor.

İnsan Kaynakları ve İşe Alım (Human Resources and Personnel)

Bu departmanda çalışan personel için işverenlerin sağladığı business English eğitim imkanı %4 oranında.

Üretim (Production)

Üretim departmanındaki personel için de işverenlerin sunduğu iş İngilizcesi eğitim imkanı %4. Oran gördüğünüz gibi yine çok yüksek değil.

Müşteri Hizmetleri (Customer Services)

Müşteri hizmetleri departmanı işverenler için önemli departmanlarından biri olsa da bu alanda da kendilerinin personeller için sağladığı eğitim imkanı %4 oranında seyrediyor.

Lojistik ve Dağıtım (Logistics or Distribution)

Lojistik ya da dağıtım bölümleri ise işverenler tarafından %3 oranında bir business English eğitimine layık görülüyor.

Bu alanda görüleceği gibi işverenler personelin her alanda eğitim alması gerektiğinde hem fikir fakat asıl sorun bu oranlar oldukça düşük. Eğitim sağlayan işveren oranı bu kadar düşükken, personelden talep edilen İngilizce beklentisi oldukça yüksek. Bu da bir paradoks olarak karşımıza çıkıyor.

İşverenler yeni personel alırken hangi değerlendirme metodlarını kullanıyor?

İşe alım sürecinde kullanılan farklı teknik ve metodlar mevcut. Burada önemli olan aslında hangi yöntemle personel adayının şirket içinde kullanması gereken business English’i en verimli şekilde kullanabileceği. Biz de bu noktada kullanımı tercih edilen yöntemlerin oranlara göre dağılımını paylaşıyor olacağız.

Mülakatta İngilizce sınavı uygulamak (Sınavın dışardan temin edildiği durumlar)

Mülakatlarda personelin İngilizce seviyesini ölçmek için bir İngilizce sınavı uygulamak belki de bilinen en eski ve maalesef en klişe yöntemlerden biri. Sınavı dışarıdan güvenilir bir kaynaktan temin eden firmalar mevcut. Bu yöntemi tercih eden iş verenlerin oranını incelediğimizde karşımıza çıkan rakam ise %11.

Mülakatta İngilizce sınavı uygulamak (Sınavın içeriden temin edildiği durumlar)

Aynı şekilde business English seviyesini ölçmek için işverenlerin kullandığı bir diğer yöntem de uygulanacak İngilizce sınavını kendi içlerinden temin etmek. Yani şirket içinde İngilizce seviye tespit sınavı hazırlama yeterliliğine sahip uzmanlardan yardım almak. Bunu tercih eden işverenlerin oranı da %13.

İngilizce sözlü mülakat yapmak

Oranlara baktığımızda en çok tercih edilen yöntem olan sözlü İngilizce mülakat işverenlerin favorisi diyebiliriz. Zira bir personel adayının business English yeterliliğini en iyi ölçebileceğiniz yöntem tabii ki de kendisini konuşturmak olacaktır. Araştırmaya göre bu yöntemin tercih edilme oranı ise %32.

Uluslararası İngilizce dil sertifikası

Bazı kurumsal firmalar ise İngilizce seviyenizi kendileri ölçmek yerine uluslararası geçerliliği olan bazı sınavları (IELTS ya da TOEFL gibi) yeterlilik göstergesi kabul ediyor. Bu yöntemi tercih eden işverenlerin oranı ise %15.

Okullarda alınan İngilizce yeterlilik sınavları

Uluslararası alanda bilinen bazı üniversitelerin uyguladığı İngilizce yeterlilik sınav sonuçları da işverenler tarafından gösterge olarak kullanılabiliyor. %19 oranında işveren personelin business English yetkinliğini okullardan aldıkları sınavlar neticesinde kabul ediyor.

Bu ölçümlerde dikkat çeken ise, birden fazla yöntem kullandığını söyleyen işverenlerin sayısının da oldukça fazla olması. Bunun personelin yeterliliğini garanti altına alma konusunda etkili olduğu düşünülen bir metod olduğu aşikar.

Tüm bu yazının size İş İngilizcesi dünyasına adım atmaya karar verdiğiniz şu günlerde yardımcı olduğunu umuyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir